Politika Kolektifi Çerçeve Yasanın Meclis›e sunulmasıyla birlikte uzun sürecin kritik eşiklerinden birine gelindi. Taslağı saklanarak Meclis’e sunulan yasanın Kürt sorununun çözümüne ilişkin kök yasa olması bir yana, özünde terörün tasfiyesini öne alan bir güvenlikçi yaklaşım kendisini ortaya koyuyor.
Yasa ile birlikte süreç Cumhurbaşkanı ve etrafında kurulacak bir komisyona doğru daraltılırken, parlamento da toplum da sürecin tümüyle dışına itiliyor. Yasanın içeriği ve süreç boyunca yürütülen tartışmalardan da görülen o ki iktidarın Kürt sorununun çözümü bir yana, süreci terör ve terör örgütünün tasfiyesine yönelik anlayışıyla uyumlu sürdürüyor.
Bu anlamda çerçeve yasanın etrafında yürüyen tartışmaların aksine Kürt sorununun demokratik çözümüyle ilgisi olmayan bir sürecin içinde olduğumuz artık daha açık görülüyor. Kürt hareketi içinden de muhalefetten de yasaya yönelik çok yönlü eleştiriler de bu eksende gündeme getiriliyor.
Eski HDP milletvekili İdris Baluken “Meclis’e sunulan yasa, Kürt meselesinin çözüm kapısını ardına kadar açacak ve başta Kürt halkı olmak üzere demokratik ve barışçıl çevrelerde güçlü bir güven duygusu yaratacak bir çerçeve olmaktan uzaktır.” sözleriyle yasayı değerlendiriyor.
Halen içeride olan HDP eski eş genel başkanı Figen Yüksekdağ da çerçeve yasanın kapsamına dair benzer fikirde. Yüksekdağ da metne ilişkin olarak yaptığı açıklamada “Adı çerçeve ama dar bir çerçeve. Kim istemez bunun daha geniş, daha kapsayıcı olmasını? Dün geçti elime metin ve okuduğumda ‘yine güvenlik kaygısıyla yazılmış bir metinle karşı karşıyayım’ dedim.
Suç ve ceza kavramlarının içinden barışa yol arayan bir metin” ifadelerini kullandı. Öte yandan muhalefete yönelik bir yılı aşkın zamandır sürdürülen siyasi operasyonlar, atanan kayyumlar, gazetecilerden sendikacılara, aydınlardan komedyenlere ve toplumsal muhalefete yönelik sürdürülen hukuksuzluklar, haksız tutukluluklar, bunların hepsi ortada durmaya devam ediyor. *** Tüm bunlar iktidarın, çözümü köklü demokratik dönüşümleri zorunlu kılan Kürt sorununa ilişkin yapıcı bir tutum içinde olmadığının göstergesi.
Bu yeni süreç başından itibaren ağırlıkla Orta Doğu’da İsrail’in Gazze’den başlayan bölge savaşından, Suriye’de cihatçıların iktidara getirilmesine uzanan gelişmelerin belirleyiciliği altında şekillendi. ABD ve İsrail’in Orta Doğu’ya yönelik yeni düzen arayışının parçası olarak, Suriye’de Kürt hareketinin de eklemlenmek zorunda bırakıldığı cihatçı iktidarından, İran’a yönelik olarak NATO’yu dahil ederek büyütülmek istenen Amerikan kuşatmasına, Tom Barrack’ın her fırsatta dile getirdiği yeni monarşik rejimler üzerine kurulu düzen arayışına, bölgede yaşanan gelişmeler sürecin asıl yönünü ve içeriğini tayin edici nitelikte. *** İktidar Orta Doğu’da oluşan bu yeni düzeni kendisi için bir fırsat kapısı olarak kullanmaya çalışıyor.
Bahçeli’nin işaret fişeği atarak başlattığı süreç Türkiye’de rejimin kalıcılaştırılmasının önemli basamaklarından birisi olarak kullanılmak isteniyor. Kürt hareketinin süreç oyalamalarıyla muhalefetten kopartılması fiilen seçimsiz bir Türkiye kurgusunun önemli parçalarından birisi.
Bu süreç aynı zamanda çeyrek yüzyıldır sürdürülen karşı-devrim sürecinin yeni bir anayasa ile tamamlanması için de bir açık kapı olarak değerlendirilmek isteniyor. *** Çok açık ki parlamento ve anayasayı askıya alarak, seçme ve seçilme hakkını dahi ortadan kaldırmak üzere harekete geçen bir rejimde Kürt sorununun demokratik çözüm ihtimalinden söz edilemez.
Elbette halkın bağrında derin yaralar açan böyle bir savaşın sona erdirilmesi kimsenin karşı çıkacağı bir şey değil. Silahların susması, Kürt halkının demokratik haklarını kazanması, Türküyle Kürdüyle bütün ezilenlerin özgürce bir arada yaşayabilmesi de… Bugün de buna yönelik en küçük bir kazanım dahi olacaksa elbette iyidir… Fakat bu yolda atılacak adımlar, yarın başka bir pazarlığın konusu olmamalıdır.
İktidarın, tamamen güvenlikçi bir çerçevede yazılmış bile olsa bu yasadan esas niyetinin, önümüzdeki süreçte gündeme gelecek, rejimin tahakkümünü pekiştirecek bir anayasa teklifine yönelik yatırım olduğu açık. Bugün Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini ve kalıcı bir barışı önceleyen kesimlerin, hali hazırda tasfiye edilmekte olan demokratik kazanımları kalıcı olarak ortadan kaldıracak bir siyasal zeminin, şu veya bu biçimde ortağı olmamalıdır.
Neredeyse Bahçeli’nin çıkışıyla eş zamanlı biçimde gelişen yargı operasyonlarını, muhalefete yönelik yukarıdan müdahaleleri ve baskıları göz önüne aldığımızda, bugün yapılması gereken şeyin cumhuriyeti tamamen ortadan kaldırarak ülkenin kaderine el koymaya çalışan mevcut tek adam rejimine son vermek için birleşmek olduğu görülmek zorundadır.
Türkiye halklarının barışının ve kardeşliğinin on yıllardır var olduğu toplumsal ve demokratik zemini yeniden kuramadan, önündeki en önemli engel olan rejim yenilgiye uğratılamadan kimsenin bir şey kazanamayacağı açıktır. *** ORTA DOĞU’DA YENİ DÖNEM Bahçeli’nin Öcalan çıkışıyla başlayan yeni açılım süreci, Orta Doğu’da 10 yılı aşkındır süren dengenin ortadan kalkmasıyla bir arada ilerledi.
MHP genel başkanı D. Bahçeli Ekim 2024’te TBMM’de Öcalan’ın mecliste konuşması gerektiğine ilişkin çıkışından 2 ay sonra, Suriye’de 2011’den bu yana emperyal müdahaleye karşı Rusya desteği ile ayakta kalan Esad rejimi düştü. Ankara’nın yıllardır İdlib’de askeri ve ekonomik desteği ile ayakta duran HTŞ başta olmak üzere cihatçı örgütler, Aralık ayının başında harekete geçerek birkaç gün içerisinde, neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan Şam’ı ele geçirdiler.
Bu durum, 10 yılı aşkın süredir ABD merkezli emperyal saldırı karşısında birçok kez parçalanan, altyapısı imha edilen, her karışı kan ve trajediyle dolan ülkenin, yalnızca Rusya ve İran’ın desteği ile ayakta kalamadığını ortaya çıkardı. Esad rejiminin yerine cihatçıların iktidarı ele geçirmesinin ardından, Türkiye’de de hem iktidar hem de Kürt hareketi için yeni bir konjonktür ortaya çıktı.
Bir tarafta, 2011’den bu yana iktidarın yıkılması için sahadaki rakiplerine her türden desteği verdiği ve dış politikada yaşadığı tüm yenilgilere rağmen esas gündemi olarak tutmaya devam ettiği Esad rejiminin çöküşü, Ankara için yeni bir nüfuz bölgesi ihtimalini doğurdu.
Cihatçı katil Şaraa’ya yönelik makyajlamalar, kutlamalar, hatta yeni Osmanlıcılığın yeniden hortlamasına kadar giden yeni politik açılımların önünde iki kritik engel oluştu. Birincisi, İsrail’in Suriye’de askeri ve politik nüfuz anlamında Türkiye’den öncelikli bir aktör olarak konumlanma isteği ve buna yönelik hamleleri, ikincisi ise Rojava’daki Kürt yönetiminin geleceğiydi.
İsrail, Suriye’nin güneyinde kendilerini Dürzilerin garantörü ilan ederken, askeri olarak da ülkedeki varlığını kalıcılaştıracak hamlelere girişti. Ayrıca Şaraa üzerindeki baskılarını artırarak, Türkiye’nin gündemine aldığı askeri iş birliği çabalarının da önüne geçti.
Türkiye’de bu dönemde ufak adımlarla ilerlemeye başlayan yeni çözüm süreci için de Suriye’nin geleceği kritik gündemlerden biri haline geldi. Rojava yönetimi ile Şaraa hükümeti arasında başlangıçta Esad karşıtlığı üzerinden dostane ilerleyen müzakere süreçleri, ABD’den gelen onayla birlikte hem Ankara hem Şam’ın ‘merkezi hükümete tam bağımlılık baskısıyla farklı bir evreye ilerledi.
HTŞ iktidarının Rojava’ya yönelik katliamlarının ardından sahadaki durum masaya yansıdı. Rojava yönetimi, gerçekçi bir askeri güvenceye sahip olmadan Şam’a entegre edildi. Rojava’nın Şam’a entegrasyonu süreci, Türkiye’de yürütülen sürecin en gerilimli momentlerinden birini yarattı.
Yaşanan katliamlar karşısında DEM Parti’nin tepkisi, görüşmelerin rafa mı kalkacağı sorusunu gündeme getirirken, HTŞ’nin tehditvari bir biçimde anlaşma için bir hafta mühlet vermesinin ardından hızla entegrasyon sürecinin başlatılması, Türkiye’de yürütülen sürecin de kaldığı yerden devam etmesini kolaylaştırdı.
Özellikle ABD’nin, İsrail’in merkezsiz, parçalanmış bir Suriye tahayyülüne karşı tek merkezden yönetilen tam bağımlı ve tam yetkili bir Şam planına ışık yakması, Barzani gibi bölgesel aktörlerin Şaraa ve Kobani arasında köprü kurması ve Türkiye’den -hatta kısmen İmralı’dan- gelen basınç, bu süreci kolaylaştıran faktörler oldu.
İsrail ise, Şam’a yönelik kritik askeri saldırılarla, Suriye’nin kuzeyinde olmasa da güneyinde söz sahibi olacağını göstermiş oldu. Tüm bu süreç, yalnızca Suriye’de bir yönetim değişikliğini değil, ayrıca 7 Ekim’den bu yana kesintisiz süren yıkım sürecinin ardından bölgeye yönelik yeni bir siyasal projeyi de gündeme getirdi. ayrıca ABD’nin Türkiye ve Orta Doğu özel temsilcisi olarak atanan Tom Barrack, Suriye’deki gelişmelere yönelik olarak birçok kez ‘kabile yapısı’, ‘monarşi’ gibi arkaik ve emperyal bir gözle tanımlanan yapıları kurtuluş modeli olarak dayattı.
Trump, çeşitli vesilelerle Erdoğan’ın sadık bir dost olduğunu ve kendisinden her istenileni yerine getirdiğini iletti. Şimdi geldiğimiz noktada ise son NATO zirvesiyle birlikte Türkiye’nin Irak ve Suriye üzerinde Washington’ın gölgesi olarak yeni bir göreve soyundurulduğu kesinleşti.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalanan anlaşma da yeni dönemde İran karşısında NATO’nun ön karakolunun Türkiye olacağına işaret ediyor. *** MUHALEFETİ BÖLME STRATEJİSİ Ekim 2024’te Devlet Bahçeli’nin ilan edildiği açılımı, Türkiye siyaseti açısından kritik bir dönemeçte ortaya çıktı.
Mart 2024 yerel seçimlerinin ardında Ö. Özel liderliğindeki CHP büyükşehirlerin çoğunu almanın yanı sıra ilk kez birinci parti konumuna yükseldi. K. Kılıçdaroğlu ekibinin tasfiyesinin ardından E. İmamoğlu’nun bu koşullarda muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylığı daha çok gündeme geldi.
Bu gelişmelerin ardından 19 Mart 2025’te iktidarın yargı müdahalesi ile E. İmamoğlu başta olmak üzere muhalefetin belediye başkanları tutuklanarak siyasetin dışına itildi. Hala içinde bulunduğumuz ve kapsamı giderek genişleyen bu tasfiye sürecinde, son olarak CHP genel başkanlığına kayyum atanarak, aslında ana muhalefet partisi dahi doğrudan ele geçirildi.
Cumhuriyet tarihine geçecek bu tasfiye sürecinde, yürütülen çözüm süreci ayrıca saray tarafından muhalefete yönelik bir bölme ve dikkat dağınıklığı yaratma işlevi gördü. Süreç, herhangi bir demokratik zeminden uzak olmasına rağmen Kürt hareketi ile muhalefetin diğer aktörleri arasındaki ortaklığı bölmeye yönelik bir araç haline getirildi.
Süreci başlatan açılımı ilan eden iktidarın küçük ortağı D. Bahçeli’ye yönelik nezaket gösterileri, Erdoğan ve Bahçeli’ye “uzun ömürler dileyen” jest ve mesajlar, Erdoğan ile verilen kareler, toplumsal desteğini büyük ölçüde yitirmiş iktidarın, kendisine yeni bir meşruiyet alanı oluşturma çabasının dışa vurumuna dönüştü.
Ayrıca süreç etrafında yürüyen barış ve kazanım odaklı tartışmaların, somut bir zemine oturmasa dahi muhalefetin geri kalan aktörlerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, öğrencilerin, emekçilerin gördüğü baskı ve şiddeti perdeleyecek bir demokrasi yanılgısı yaratması arzu edildi.
Türkiye’de rejime karşı farklı talep ve alanlarda birlikte mücadele eden toplumun muhalif kesimleri açısından belki açıktan bir bölünme yaratmasa da içinden geçtiğimiz süreç Kürt siyasi hareketinin temsilcileri açısından belli tereddütlerin oluşmasına yol açtı.
19 Mart sonrasında başlayan ve tüm ülkeye yayılan eylemler, toplumun farklı kesimlerini bir araya getirse de Kürt siyasi hareketi bu eylemlilik sürecinin doğrudan parçası olmaktan kaçındı. 70’ten fazla ile yayılan ve haftalar süren sokak eylemliliklerinin gerçekleşmediği iller arasında DEM Parti’nin birinci çıktığı iller başı çekti.
Tüm bu gelişmeleri bir tarafa bırakacak olsak dahi, mevcut konjonktürde rejime itirazı olan kesimlerin kendi adayını, hatta partisini seçme imkanının dahi elinden alındığı, birçok belediyenin el değiştirdiği bir süreçte İmralı’dan gelen ‘demokratik cumhuriyet’ vurgulu mesajlar, muhalefet içerisinde rejimin geleceğine dair tamamen benimsenmese dahi birbiriyle çelişen gündemler ve tahayyüller yarattı. *** SÜREÇ NASIL BAŞLADI, NEREYE EVRİLDİ? ♦ BAHÇELİ’DEN DEM PARTİ’YE İLK TEMAS Yeni sürecin kamuoyuna yansıyan ilk işareti 1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında geldi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti sıralarına giderek Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve milletvekilleriyle tokalaştı. Bahçeli’nin uzun süredir sert bir siyasi çizgi izlediği DEM Parti ile doğrudan temas kurması, Kürt meselesinde yeni bir dönemin başlayabileceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.
BAHÇELİ’DEN ÖCALAN’A ÇAĞRI Süreçteki asıl kırılma 22 Ekim’de yaşandı. Bahçeli, partisinin grup toplantısında Abdullah Öcalan’a PKK’nin silahlı faaliyetlerinin sona erdiğini ve örgütün feshedildiğini açıklaması yönünde çağrıda bulundu. Bahçeli, Öcalan’ın bu yönde adım atması halinde “umut hakkı”ndan yararlanmasının da gündeme gelebileceğini söyledi.
Böylece Öcalan’ın doğrudan muhatap alındığı yeni süreç ilk kez açık biçimde siyasi gündeme taşındı. ♦ ÖCALAN’DAN 43 AY SONRA İLK MESAJ Bahçeli’nin açıklamasından bir gün sonra, 23 Ekim’de DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan, Abdullah Öcalan ile İmralı’da aile görüşmesi gerçekleştirdi.
Bu, Öcalan ile yaklaşık 43 ay sonra gerçekleştirilen ilk yüz yüze görüşmeydi. Öcalan görüşmede, koşulların oluşması halinde çatışma ve şiddet zemininden hukuk ve siyaset zeminine geçişi sağlayabilecek güce sahip olduğunu belirten bir mesaj verdi. Böylece Bahçeli’nin çıkışının ardından İmralı’dan da sürece ilişkin ilk doğrudan açıklama gelmiş oldu. ♦ KAYYUM ATAMALARI TARTIŞMA YARATTI Diyalog tartışmaları sürerken 4 Kasım’da DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanması sürecin önündeki ilk önemli siyasi gerilimlerden biri oldu.
DEM Parti, bir yandan barış ve diyalog mesajları verilirken diğer yandan seçilmiş belediye yönetimlerinin görevden alınmasının çelişki yarattığını savundu. Parti yönetimi, Bahçeli’nin uzattığı eli tuttuklarını ancak kayyım kararlarının süreci zedelediğini açıkladı.
Buna rağmen taraflardan sürecin sona erdiğine yönelik bir açıklama gelmedi ve siyasi temas arayışları devam etti. Bahçeli, 26 Kasım’daki grup toplantısında 22 Ekim’deki açıklamasının arkasında olduğunu belirterek DEM Parti ile Öcalan arasında doğrudan görüşme gerçekleştirilmesi çağrısını yineledi.
DEM Parti de sürece katkı sunmaya hazır olduğunu açıkladı. Aralık ayına gelindiğinde tartışmalar, DEM Parti’den bir heyetin İmralı’ya giderek Öcalan ile doğrudan görüşmesi üzerinde yoğunlaştı. ♦ DEM PARTİ HEYETİNE İMRALI İZNİ Adalet Bakanlığı, 27 Aralık’ta DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in İmralı’da Öcalan ile görüşmesine izin verdi.
Buldan ve Önder, 28 Aralık’ta İmralı’ya giderek Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Böylece Ekim ayında başlayan siyasi tartışmalar ilk kez resmi bir heyet-Öcalan görüşmesine dönüştü. ÖCALAN: GEREKLİ ÇAĞRIYI YAPMAYA HAZIRIM İlk İmralı görüşmesinin ardından yapılan açıklamada Öcalan’ın Türkiye ve Ortadoğu’daki gelişmeler ile Kürt meselesinin çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu aktarıldı.
Öcalan, Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu yeni yaklaşıma katkı sunmaya hazır olduğunu belirterek gerekli koşulların oluşması halinde süreci ilerletecek çağrıyı yapabileceğini bildirdi. Meclis’in sürecin temel zeminlerinden biri olması gerektiğini vurgulayan Öcalan, yeni dönemi Türkiye ve bölge açısından “barış, demokrasi ve kardeşlik” dönemi olarak tanımladı.
DEM PARTİ’DEN SİYASİ PARTİLERLE GÖRÜŞME TURU İmralı görüşmesinin ardından Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan heyet siyasi partilerle görüşme turuna başladı. Heyet, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra AKP, CHP, MHP, DEVA, Gelecek, Saadet ve Yeniden Refah Partisi temsilcileriyle görüşerek Öcalan ile yapılan temas hakkında bilgi verdi ve sürece ilişkin görüşleri dinledi.
CHP yönetimi, Kürt meselesinin çözümüne yönelik demokratik ve Meclis merkezli girişimlere katkı sunmaya hazır olduğunu belirtirken, diğer partiler de sürecin yöntemi ve olası adımlarına ilişkin değerlendirmelerini heyetle paylaştı. ♦ DEMİRTAŞ İLE GÖRÜŞME İmralı Heyeti siyasi parti ziyaretlerinin ardından 11 Ocak’ta Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile görüştü.
Demirtaş’a süreç ve İmralı görüşmesine ilişkin bilgi verildi. Böylece temaslar yalnızca iktidar ve muhalefet partileriyle sınırlı kalmayarak Kürt siyasetinin farklı aktörlerini de kapsayacak biçimde genişledi. İMRALI’DA İKİNCİ GÖRÜŞME DEM Parti İmralı Heyeti, 22 Ocak’ta Abdullah Öcalan ile ikinci kez görüştü.
Heyet, siyasi partiler ve diğer aktörlerle gerçekleştirdiği temasların sonuçlarını Öcalan’a aktardı. Görüşmenin ardından yapılan açıklamada Öcalan’ın süreç üzerindeki çalışmalarını sürdürdüğü ve hazırlıkları tamamlandığında kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yapılacağı bildirildi.
Bu açıklama, ilerleyen haftalarda Öcalan’dan silahlı mücadele konusunda doğrudan bir çağrı gelebileceği beklentisini güçlendirdi. Şubat ayında görüşmeler ve hazırlıklar devam ederken sürecin temel gündemi Öcalan’ın yapacağı açıklamaya kaydı. DEM Parti İmralı Heyeti üçüncü görüşme için Adalet Bakanlığı’na başvurdu.
Bakanlık 26 Şubat’ta görüşmeye izin verildiğini ve heyetin ertesi gün İmralı’ya gideceğini açıkladı. Böylece 1 Ekim’de Bahçeli’nin DEM Parti ile kurduğu temasla kamuoyuna yansıyan süreç; siyasi parti ziyaretleri, iki İmralı görüşmesi ve yaklaşık beş aylık temasların ardından 27 Şubat 2025’te açıklanacak Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı aşamasına ulaştı.
DEM Parti heyeti, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan ile üçüncü görüşmesini gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nı kamuoyuna açıkladı. •Öcalan, demokratik uzlaşmayı temel yöntem olarak göstererek PKK’ye kongresini toplama, silah bırakma ve örgütsel yapısını feshetme çağrısı yaptı. •PKK Yürütme Komitesi kısa süre sonra çağrıya uyacağını ve ateşkes ilan ettiğini duyurdu.
Kongrenin toplanabilmesi için güvenli koşulların sağlanması ve Öcalan’ın sürece doğrudan katılması gerektiği belirtildi. •PKK, 5-6 Mayıs’ta gerçekleştirdiği 12. Kongresi’nin ardından silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütsel yapısını feshetme kararı aldığını açıkladı. •Karar Türkiye siyasetinde geniş yankı buldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan gelişmeyi “kritik eşiğin aşılması” olarak değerlendirirken, MHP lideri Devlet Bahçeli siyaset ve demokrasinin kazandığını söyledi. CHP lideri Özgür Özel ve DEM Parti ise bundan sonraki sürecin Meclis çatısı altında yürütülmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurguladı. ♦ MECLİS KOMİSYONU KURULDU •Silahlı mücadelenin sona erdirilmesi kararının ardından sürecin Meclis ayağı gündeme geldi.
Siyasi partiler arasında yürütülen görüşmeler sonucunda Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ve ilk toplantısını 5 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Komisyon, sonraki aylarda insan hakları örgütleri, barolar, dernekler, akademisyenler, kamu temsilcileri ve çeşitli kurumları dinleyerek çözüm sürecine ilişkin görüş ve önerileri topladı.
Komisyonda, Cumartesi Annelerinin dinlenmesi ve Kürtçe konuşma talebi, hükümet ve DEM Parti temsilcileri arasında gerilime sebep oldu. •Öcalan, 9 Temmuz’da 26 yıl aradan sonra ilk kez sesli ve görüntülü bir mesaj yayımladı. PKK’nin fesih kararını tarihsel bir dönüşüm olarak nitelendiren Öcalan, silahların gönüllü biçimde bırakılması ve bundan sonraki mücadelenin demokratik siyaset ve hukuk zemininde yürütülmesi gerektiğini söyledi. ♦ SİLAHLAR YAKILDI •11 Temmuz’da Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kırsalında 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu silah bırakma töreni düzenledi. •KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat, silahlı mücadele yerine demokratik siyaset ve hukuk yöntemlerinin esas alınacağını açıkladı.
Ardından gruptakiler silahlarını yakarak imha etti. •Hozat, tören sonrasında yaptığı açıklamada bundan sonraki aşamanın devletin atacağı adımlara bağlı olduğunu belirterek silah bırakanların demokratik siyasete katılabilmelerinin önünün açılması gerektiğini söyledi. •DEM Parti İmralı Heyeti’nin 28 Ağustos’taki görüşmesinde Öcalan, sürecin üç temel kavramını “demokratik toplum, barış ve entegrasyon” olarak tanımladı. •Pervin Buldan ise silah bırakma, fesih ve Meclis komisyonunun kurulmasını birinci aşama olarak nitelendirdi.
İkinci aşamada yasal düzenlemeler, demokratikleşme ve toplumsal entegrasyonun gündeme geleceğini belirtti. •Ekim sonunda PKK, Türkiye’de bulunan silahlı güçlerini geri çekmeye başladığını açıkladı. Açıklamada, demokratik siyasete katılımı mümkün kılacak geçiş hukuku ve entegrasyon düzenlemelerinin hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı.
MECLİS HEYETİ İMRALI’YA GİTTİ •Meclis Komisyonu’nun Öcalan ile görüşmesi uzun süre tartışıldı. DEM Parti ve MHP ziyareti desteklerken, MHP lideri Devlet Bahçeli komisyonun karar alamaması halinde kendisinin İmralı’ya gidebileceğini açıkladı. Komisyon, 21 Kasım’daki oylamada İmralı ziyaretine çoğunlukla onay verdi.
CHP ise heyete üye vermedi. CHP’nin üye vermemesi iktidar tarafından tepkiyle karşılanırken, heyetin Öcalan ile fotoğrafının verilmemesi, yine İmralı’da konuşulanlarla kamuoyuna açıklanan metin arasındaki farklar önemli krizlere sebep oldu. KOMİSYON RAPOR SÜRECİNE GEÇTİ • Komisyon, yılın son toplantısını 24 Aralık’ta yaptı.
Siyasi partiler nihai çözüm raporuna ilişkin kendi önerilerini sundu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ortak raporun Genel Kurul’a sunulmasının ardından yasal düzenleme sürecinin başlayacağını açıkladı. Komisyonun görev süresi iki ay daha uzatıldı. ♦ KOMİSYON ORTAK RAPORU ONAYLADI Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 197 günlük çalışmanın ardından 20 Şubat’ta nihai raporunu oyladı.
Rapor 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi. DEM Parti ise raporda kullanılan “terör” ifadelerine itiraz ederek muhalefet şerhi düştü. Parti, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik ve terör kavramları üzerinden tanımlanamayacağını ve daha kapsayıcı bir dil kullanılması gerektiğini savundu. ♦ ÇERÇEVE YASA Sürecin ikinci aşamasında temel tartışma yasal düzenlemelere kaydı.
DEM Parti çevrelerinin “çerçeve yasa”, Öcalan’ın ise “kök yasa” olarak tanımladığı düzenlemenin silah bırakanların demokratik ve toplumsal hayata entegrasyonunun hukuki temelini oluşturması bekleniyor. Buna karşın hükümet tarafından bu yönde henüz somut bir yasal adım atılmış değil.